Kuşlar   //   Kelebekler //   Güveler //   Arılar & Sinekler   //   Memeliler   //   Sürüngenler   //   Böcekler   //   Bitkiler


Leylek

Leylek (Ciconia ciconia), leylekgiller (Ciconiidae) familyasından büyük ve uzun bacaklı bir kuş türü. Siyah kanat uçuş tüylerinin dışında tamamen beyazdır, gagası ve bacakları erişkinlerde kırmızı, yavrularda ise siyahtır. Büyük bir kuş olup 100–115 cm uzunluğunda, 2,3 ila 4,5 kg ağırlığındadır, kanat açıklığı ise 155–215 cm.dir. Cüssesi biraz farklı olan iki alttürü ise Avrupa’da (kuzeyde Finlandiya’ya kadar), kuzeybatı Afrika’da ve güneybatı Asya’da (doğuda Kazakistan’ın güneyine kadar) bulunur. Leylekler uzun mesafelere göç ederler. Çoğunlukla tropikal Sahraaltı Afrika’dan Güney Afrika’nın güneyine ve hatta Hindistan altkıtasının güneyine kadar olan bölgede kışı geçirirler. Avrupa’dan Afrika’ya göç ederken Akdeniz üzerinden değil, doğuda Levant üzerinden, batıda da Cebelitarık Boğazı’ndan geçerler. Bunun nedeni uçmak için gereksinim duydukları hava termallerinin deniz üzerinde oluşmamasıdır. Yerde yürürken durmadan, yavaşça hareket ederler. Leylekgiller ailesinin diğer üyeleri gibi boynu tamamen gerilmiş şekilde uçarlar.
Etçil olan leylek, böcekler, balık, amfibiler, sürüngenler, küçük memeliler ve küçük kuşlar gibi çok geniş bir yelpazede beslenir. Besinlerinin çoğunu yerden, kısa bitki örtüsü içinden ve sığ sulardan toplar. Tekeşli olarak ürerler ancak yaşam boyunca sürecek bir çift bağı kurmazlar. Hem erkeği hem de dişisi, çubuklardan oluşan ve birkaç yıl kullanılabilen büyük bir yuva yapar. Dişi leylek her yıl bir kereliğine olmak üzere dört yumurta yumurtlar ve yavrular 33-34 gün sonra aynı anda olmamak üzere yumurtadan çıkar. Çifti oluşturan kuşların ikisi de kuluçkaya yatar ve birlikte yavruları beslerler. Yavrular yumurtadan çıktıktan 58-64 gün sonra yuvadan ayrılır ve 7 ila 20 gün daha ebeveynler tarafından beslenir.
Leylek, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından asgari endişe altındaki türler arasında sınıflandırılmıştır. Orta Çağ boyunca ormanların azalması leyleklerin yararına olmuştur ancak tarım pratiklerinin değişmesi ve sanayileşme 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’nın bazı bölgelerinde popülasyonlarının azalmasına ve hatta yok olmasına neden olmuştur. Avrupa çapındaki koruma programlarının sonucunda leyleklerin tekrar Hollanda, Belçika, İsviçre ve İsveç’te üremeleri sağlanmıştır. Doğal düşmanlarının sayısı azdır ancak çeşitli parazitler taşıyabilir. Dikkat çekici bir tür olan leylek tarih boyunca bulunduğu bölgelerde çeşitli söylencelere konu olmuştur. Bunların en bilineni, bebeklerin leylekler tarafından getirildiği söylencesidir.
Leylek, Ardea ciconia bilimsel adı verilerek Linnaeus’un 1758 tarihli eseri Systema Naturae’de tanımlanan kuş türlerinden birisidir. 1760 yılında Fransız zoolog Mathurin Jacques Brisson tarafından Ciconia adlı yeni bir cins altında sınıflandırılmış ve bu cinsin tip türü olmuştur. Hem cins hem de tür adı olan cǐcōnia Latince “leylek” kelimesinden gelmektedir.
İki alt türü vardır, bunlar:
Ciconia ciconia ciconia, Linnaeus tarafından 1758 yılında tanımlanan tür. Avrupa’dan kuzeybatı Afrika’ya ve Asya’nın en batısından Afrika’nın doğusuna kadar olan alanda ürerler ve kışları esas olarak Afrika’da Sahra Çölünün güneyinde geçirirler. Ancak bazı kuşlar kışları Hindistan’da da geçirmektedir.
Ciconia ciconia asiatica,, Rus doğa tarihçisi Nikolay Severtzov tarafından 1873 yılında tanımlanan alt tür. Türkistan’da ürerler ve kışları İran ile Hindistan arasında geçirirler. Diğer alt türden biraz daha büyüktür.
Leylekgiller familyasında genel olarak üç grupta toplanan altı cins sınıflandırılmıştır: Mycteria ve Anastomus cinsleri, Ephippiorhynchus, Jabiru ve Leptoptilos cinsleri ve tipik leylekleri barındıran Ciconia cinsi. Yaşayan yedi türü bulunan tipik leylekler düz ve sivri gagaları ve esas olarak beyaz ve siyah tüyleri ile ayırt edilmektedir. En yakın akrabaları, daha önce leyleğin bir alt türü olarak da sınıflandırılmış olan Doğu Asya’da yaşayan Ciconia boyciana türü ile Güney Amerika’da yaşayan Ciconia maguari türüdür. Ciconia cinsi içinde yakın evrimsel bağlantılar, davranışsal özellikler ve hem mitokondriyal sitokrom b gen dizileri hem de DNA-DNA hibridizasyon analizleri ile önerilmiştir.
Sağ humerusun distal ucunu temsil eden bir Ciconia fosili, Kenya’da Victoria Gölünde Rusinga Adasının Miyosen yataklarında bulunmuştur. Yaşı 24 ila 26 milyon yıl arasında olduğu tahmin edilen bu fosil birbirine çok benzeyen ve aynı kemik yapısına sahip olan leylek (C. ciconia) ya da kara leylek (C. nigra) türlerine ait olabilir. Maboko Adasında yeralan Miyosen’in orta dönemine ait fosil yataklarında başka kalıntılar da bulunmuştur.
Leylek oldukça iri bir kuştur. Boyu 110 ila 115 cm arasındadır. Ayakta duruken yerden yüksekliği 100 ila 125 cm arasındadır. Kanat genişliği 155 ila 215 cm, ağırlığı da 2,3 ila 4,5 kg arasındadır. Leylekgillerin diğer türleri gibi uzun bacaklara, uzun bir boyna ve uzun sivri bir gagaya sahiptir. Ortalama olarak erkekler dişilerden biraz daha büyüktür bunun dışında görünüşleri birbirine benzer. Tüyleri esas olarak beyaz renklidir ancak kanatların üst tüyleri ve uçuş tüyleri siyah renklidir. Bu siyah renkli tüylerin kaynağı bulundurdukları melanindir. Uzun göğüs tüylerinin bazı kur davranışları sırasında kabardığı gözlemlenir. İrisleri donuk kahverengi ya da gridir, göz çevresindeki deri siyahtır. Erişkinlerin gagaları ve bacakları parlak kırmızı renklidir. Bu kırmızı rengin nedeni besinlerinde bulunan karotenoiddir. İspanya’nın bazı bölgelerinde yapılan araştırmalar sonucunda bu pigmentin bölgeye getirilen bir kerevit türünden (Procambarus clarkii) gelen astaksantin maddesi kaynaklı olduğu ve diğer bölgelerde genç kuşların donuk renkli gagalarına karşın bu bölgelerde genç kuşların bile gagalarının kırmızı renkli olduğu ortaya konmuştur.
Diğer leylek türlerinde olduğu gibi uzun ve geniş kanatlar bu kuşların gökte süzülmesine olanak sağlar. Düzenli ve yavaş şekilde kanat çırparlar. Boynu ileri doğru uzanmış ve ayakları kısa kuyruğunun da ötesinde arkaya doğru uzanmış olarak uçarlar. Yavaş ve düzenli adımlarla, boyunları yukarı doğru uzanmış olarak yürürler. Dinlenirken ise başlarını omuzlarının arasına eğerler. Tüy değiştirmeleri çok yakından araştırılmadıysa da tüm yıl boyunca tüy değiştirir ve birincil uçuş tüyleri üreme döneminde değişir.
Yumurtadan çıkan leylekler kısmen kısa ve seyrek beyazımsı ince tüylerle kaplıdır. Bu tüylerin yerine yaklaşık bir hafta sonra daha yoğun olan beyaz yünümsü ince tüyler çıkar. Üç haftanın sonunda siyah omuz ve uçuş tüylerine kavuşur. Yumurtadan çıkan kuşun bacakları pembedir ve büyüdükçe grimsi-siyaha dönüşür. Siyah renkli gagasının ucu kahverengidir. Palazlandığında genç kuşun tüyleri erişkinlerin tüylerine benzer ancak siyah tüyleri hafif kahverengidir ve gagaları ile bacakları donuk kahverengi-kırmızı renktedir. Gagalar genellikle ucu koyu olmak üzere kırmızı veya turuncu renktedir.Genç kuşların gagaları bir yaz sonra erişkinlerin kırmızı rengine kavuşur ancak bazı bireylerde siyah gaga ucu kalır. Genç kuşlar ikinci yazdan itibaren erişkinlerin tüy renklerine kavuşurlar.
Leylek bulunduğu bölgelerde yerde görüldüğü takdirde kolayca ayırt edilebilir ancak havada uçarken belli bir mesafeden, benzer renkte kanataltı tüylere sahip sarı gagalı leylek, ak pelikan, mısır akbabası ve bayağı turna ile karıştırılabilir. Sarı gagalı leylek, siyah kuyruğu ve biraz daha uzun ve hafifçe eğik olan sarı gagasıyla leylekten ayırt edilebilir. Leylek, sarı gagalı leylekten biraz daha büyük yapılıdır. Ak pelikanın bacakları daha kısadır ve uçarken kuyruğunun ötesine geçmez. Ayrıca uçarken başı kısa gövdesine yakın tutarak ayrı bir profil sergiler. Ayrıca pelikanlar düzenli ve senkronize sürüler hâlinde süzülürken leylekler organize olmadan bireysel ya da küçük gruplar hâlinde uçarlar. Mısır akbabası, uzun güvercin kuyruğuna benzer kuyruğuyla daha küçük bir kuştur. Bacakları da kısadır ve kısa boyunludur. Küçük başı da sarımsı beyaz renklidir.Bayağı turna da uçarken siyah ve beyaz tüyleriyle görünse de bacakları ve boynu leylekten daha uzun görünür.
Avrupa kıtasında leylekler geniş ama birbirinden ayrı bölgelere dağılmıştır. Batıda İber Yarımadası ve Kuzey Afrika ile Doğu ve Orta Avrupa’nın çoğu bölgesinde yaşarlar. Dünya popülasyonunun %25’i Polonya’da toplanmıştır. Asya’nın batısında da yaşarlar. Asiatica alt türünün yaklaşık 1450 kuşluk popülasyonu Orta Asya’da Aral Gölü ile Doğu Türkistan arasında yaşamaktadır.Doğu Türkistan popülasyonunun 1980 yılı civarında soyunun tükendiğine inanılmaktadır. Göç yolları bu türün yaşadığı bölgeleri Afrika ve Hindistan’a kadar uzatır. Popülasyonunun bir bölümü, İsrail üstünden geçerek Afrika’nın doğusuna ve ortasına giden doğu göç yoluna sadıktır.
Güney Afrika’da Calitzdorp şehrinde 1933 yılından beri üreyen leylekler olduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Bredasdorp şehrinde de 1990’larda 10 kadar kuşun ürediği bilinmektedir. Kışları Hindistan’da geçiren az sayıda leyleğin C. c. asiatica popülasyonundan geldiği düşünülmektedir 1990’ların başında bahar göçü sırasında 200 kadar kuş Kurram Vadisinde gözlemlenmiştir. Almanya’da halkalanan kuşlardan bazıları Hindistan’ın batısında Bikaner’de ve güneyinde Tirunelveli’de görülmüştür. Ciconia boyciana türünün bir özelliği olan göz çevresinde kırmızı derili atipik bir örnek kaydedilmiştir. Hindistan leylek popülasyonunun daha fazla araştırılması gerekmektedir. Üreme bölgesinin kuzeyinde, Finlandiya, Büyük Britanya, İzlanda, İrlanda, Norveç ve İsveç ile Azorlar ve Madeira Adalarının batısında, göç sırasında geçerken ve rastlantısal konuk olarak görülebilirler. Son yıllarda Rusya’nın batısında da gözlemlenmişlerdir.
Leyleklerin tercih ettiği beslenme alanları otlaklar, tarlalar ve sığ sulak alanlardır. Uzun otlar ve çalılıklardan kaçınırlar. Ukrayna’nın kuzeyinde Çernobil şehrinin bulunduğu bölgede 1986 yılındaki nükleer kazadan sonra tarlaların uzun otlar ve çalılıklarla kaplanması sonucunda bölgedeki leylek popülasyonu azalmıştır. Polonya’nın bazı bölgelerinde doğal beslenme alanlarının fakirliği 1999’dan beri leylekleri çöplüklerde besin aramaya zorlamıştır. Orta Doğu, Kuzey ve Güney Afrika’da da leyleklerin çöplüklerde beslendiği bildirilmiştir.
Leylekler özellikle sulak ya da dönemsel olarak su alan otlak alanlarda, ormanlık ve çalılık alanlarda olduğundan daha çok ürerler.Afrika’da kışlarken de otlakları, sulak alanları ve tarlaları kullanırlar. Orta Çağda insanların ormanlık arazileri yokederek otlaklar ve tarlalar yaratması leyleklerin sayısının artmasına yardımcı olmuştur. O dönemlerde Avrupa’nın hemen hemen her yerinde yaşamakta ve İsveç kadar kuzeyde bile üremekteydiler. Britanya Adalarına leylekler nadiren rastlantısal konuk olarak gelirler ve her yıl 20 civarında kuş gözlemlenebilir ama yuva yaptıkları görülmemiştir.İskoçya’da 1416 yılında Edinburg’ta St.Giles Katedralinde bir çift leyleğin yuva yaptığı bilinmektedir.
Sanayileşme ve tarım yöntemlerinin değişmesiyle birlikte 19. yüzyılda leylek popülasyonunda azalma başlamıştır. Artık leylekler eskiden yuva yaptıkları ülkelerin çoğunda yuva yapmamaktadır. Avrupa’da leylekler artık yalnız Portekiz, İspanya, Ukrayna ve Polonya’da yoğun olarak bulunmaya başlamıştır. İber Yarımadasında yalnızca güneybatı bölgesinde yoğunlaşan leylekler tarım yöntemlerinin değişmesi nedeniyle azalmaktadır. 2005 yılında yapılan bir araştırmada Polonya’nın güneyinde Podhale bölgesinde 1931 yılından beri yuva yapan leyleklerin yavaş yavaş daha yüksek rakımlarda yuvalandıkları ve 1999 yılında 890 m. rakımda yuva yaptıkları ortaya çıkarılmıştır. Bunun sebebinin küresel ısınma ve diğer hayvanlar ve bitkilerin de yüksek rakımlara doğru çekilmesi olduğu öne sürülmüştür. Polonya’nın batısındaki Poznań eyaletine baharda üremeye gelen leylekler, 20. yüzyılın son yirmi yılında, 19. yüzyılın sonunda geldiklerinden 10 gün kadar önce gelmeye başlamışlardır.
Kuş göçleri konusunda ilk sistematik araştırmalar, Alman ornitolog Johannes Thienemann tarafından, o zamanlar Doğu Prusya sınırlarında yer alan Kuron Dilinde kurulmuş olan dünyanın ilk kuş gözlemevi Rossitten Kuş Gözlemevinde 1906 yılından itibaren kuş halkalama çalışmalarıyla başlatılmıştır. Her ne kadar Rossitten’den çok fazla leylek geçişi görülmediyse de Almanya ve Avrupa’da yapılan leylek halkalama çalışmaları bu gözlemevi tarafından idare edilmiştir. 1906 yılı ile II. Dünya Savaşı arasında çoğu genç olan 100.000’den fazla leylek halkalanmış ve bunların 2.000 kadarının 1908 ile 1954 yılları arasında uzun mesafe uçuşları kaydedilmiştir.
Leylekler Avrupa’da bulunan üreme alanlarından ağustos ve eylül aylarında güneye, Afrika’ya doğru göç ederler. Afrika’da kışları Kenya ve Uganda’dan Güney Afrika’ya kadar olan bölgedeki savanlarda geçirirler. Bu bölgelerde sayıları bini geçen kuştan oluşan sürüler hâlinde toplanırlar. Bazı kuşlar batıya doğru giderek Sudan’ın batısına, Çad’a ve Nijerya’ya kadar ulaşabilirler. Baharda kuzeye geri dönerler; Sudan ve Mısır’da şubat ile nisan aylarında geri döndükleri kaydedilmiştir. Avrupa’ya ortalama 49 günlük bir yolculuk sonrasında mart ayı sonunda ve nisan ayında ulaşırlar. Karşılaştırıldığında sonbahar yolculuklarının yaklaşık 26 günde tamamlandığı görülür. Arkadan gelen rüzgâr ve yol üzerindeki besin maddelerinin azlığı (kuşlar av bulamadıkları bölgelerin üstünden daha hızlı uçar) kuşların ortalama uçuş hızını artırır.
Orta Avrupa’dan göçen leylekler, Akdeniz üzerinden uzun deniz geçişinden kaçınmak için ya Türkiye’de Boğaziçi’nden geçen ve Levant üzerinden Sahra Çölünü geçip Nil Nehrini takip eden doğu göç yolunu ya da Cebelitarık Boğazı üzerinden geçen batı göç yolunu kullanırlar. Bu göç yolları hava termallerinin kullanılmasını mümkün kılarak daha az enerji harcamalarını sağlar. Yıllık olarak 530.000 leylek tarafından kullanılan doğu göç yolu batı göç yolundan daha önemlidir ve bu yolu kullanan bayağı arı şahininden sonra leylekler en kalabalık ikinci türdür. Göç eden yırtıcı kuşlar, leylekler ve ak pelikan sürüleri 200 km uzunluğa erişebilmektedir. Doğu yolu batı yolundan iki kat daha uzun olmasına rağmen leylekler kışlaklarına her iki yoldan da aynı sürede varabilmektedir.
Genç leylekler güneye doğru olan ilk yolculuklarına kalıtımla intikal eden rotada başlarlar ancak hava koşulları nedeniyle bu rotadan çıkarlarsa bu değişikliği telafi edemeyip yeni kışlaklara varırlar. Erişkin leylekler güçlü rüzgârlara karşın rotalarını koruyabilmekte ve bölgeleri tanıdıkları için normal kışlaklarına ulaşabilmektedir. Aynı nedenlerden ötürü, baharda geri göç eden, kışlaklarını şaşırmış olanlar dahil tüm kuşlar, her zaman yaşadıkları üreme bölgelerine geri dönebilmektedir. Kaliningrad’da esaret altında yetiştirilen ve gidecekleri yolu onlara gösterebilecek doğada büyümüş leylekler olmadan salınan genç leyleklerle yapılan bir deneyde kuşların içgüdüsel olarak güneye doğru uçtukları gözlemlenmiştir.
Leylekler Avrupa ve Sahraaltı Afrika arasında göç ederken uzun mesafeleri katetmek için hava termallerinin kaldırıcı gücünden yararlanarak süzülerek uçarlar. En kısa yol Akdeniz üzerinden geçmesine rağmen hava termallerinin su üzerinde oluşmaması nedeniyle uçarken daha çok enerji harcatan kanat çırparak uçmayı aza indirgemek için denizin üzerinden geçen yollardan kaçınarak kara üzerinden geçen uçuş yollarını kullanırlar. Kanat çırparak uçmanın vücut yağını süzülerek uçmaktan 23 kat daha hızlı yaktığı hesaplanmıştır. Dolayısıyla sürüler yukarı yükselen sıcak havayı kullanarak 1200 ila 1500 m yükseğe çıkar ve süzülerek uçmaya devam ederler. Batı Sudan’da bu yüksekliğin 3300 m’ye kadar ulaşabildiği kaydedilmiştir.
Zaman zaman su üzerinden geçen uzun uçuşlara da rastlanır. Danimarka’da yuvasında halkalanan genç bir leylek İngiltere’de görülmüş ve burada birkaç gün geçirdikten sonra yoluna devam etmiştir. Daha sonra Scilly Adaları üzerinden uçarken gözlemlenen kuş üç gün sonra Madeira’ya oldukça kötü bir durumda ulaşmıştır. Bu ada Afrika’dan 500 km, Avrupa’dan da bunun iki katı uzaklıktadır. Orta Doğu üzerinden yapılan göç, uçmaya uygun olmayan rüzgârlı havaya neden olan hamsin yeli nedeniyle sekteye uğrayabilir. Böyle durumlarda leylek sürüleri yerde rüzgâra doğru dönerek kötü havanın geçmesini ayakta beklerler.
Leylek sürü hâlinde yaşayan bir kuştur. Göç yollarında ve Afrika’da kışlaklarında binlerce kuştan oluşan sürüler kaydedilmiştir. Üreme dönemi içinde üremeyen kuşlar 40 ila 50 kuşluk gruplar hâlinde toplanırlar. Afrika’nın güneyinde leylek sürülerinin içinde daha küçük yapılı ve siyah tüylü Abdim leyleğine de rastlanır. Üreyen leylek çiftleri avlanmak için küçük gruplar hâlinde toplanır ve bazı bölgelerde koloni şeklinde yuvalarda yaşadıkları gözlemlenmiştir. Ancak leylek kolonileri içinde grupların büyüklüğü değişkenlik gösterir ve sosyal yapıları gevşektir. Yeni üremeye başlamış genç kuşlar çevrelerde bulunan yuvalarda kalırken üreme şansı daha yüksek olan yaşlı leylek çiftleri kolonilerin merkezine doğru daha kaliteli yuvalarda kalır. Sosyal yapı ve grup bütünlüğü birbirini temizleme gibi özgeci davranışlarla sağlanır. Leylekler bu davranışları yalnızca yuvalarda gösterir. Ayakta duran leylekler oturan leyleklerin kafalarını yuvada temizlerler. Bazen ebeveynler genç kuşları, bazen de genç kuşlar birbirini temizler. Diğer leylek türlerinin çoğunun aksine, leylekler hiç bir zaman kanatlarını açmış bir duruş sergilemezler. Ancak tüyleri ıslak olduğunda kanatlarını vücutlarından uzak tutarak aşağı sarkıttıkları gözlemlenmektedir.
Leylek bazen gaita ve idrar içeren dışkısını bacaklarına yönlendirir ve bu nedenle bacakları beyaz görünür. Sonrasında oluşan buharlaşma serinlik sağlar ve buna ürohidroz denir. Bacaklarında halka bulunan kuşların halkalarında biriken bu dışkılar bazen bacaklarda travmaya neden olabilmektedir. Yuvadaki yavruların ağzına su damlatmak için gagalarına aldıkları yosunları sıkarak alet kullandıkları da gözlemlenmiştir.
Erişkin leylek gagasını birbirine çarparak, uzaktan duyulan makinalı tüfek sesine benzetilen yüksek bir ses çıkarır. Bu ses gaganın hızlıca açılıp kapanması ve alt ve üst gaganın her kapandığında birbirine çarpması sonucu oluşur. Rezonatör görevi yapan boğaz kesesi gaga çarpma sesinin daha da yüksek çıkmasına neden olur. Çeşitli sosyal etkileşimlerde kullanılan gaga çarpma, uzadıkça daha da yüksek bir tona ulaşır ve duruma göre belirgin değişik ritmler alır. Örneğin leylekler çiftleşme sırasında daha yavaş, alarm vermek için daha da yavaş gaga çarparlar. Erişkin kuşların çıkardığı tek vokal ses ise zorlukla duyulabilen zayıf bir ıslıktır. Ancak genç kuşlar daha belirgin bir ıslık sesi, çeşitli cıvıltılar ve besin istediklerinde de kedi gibi miyavlama sesi çıkarabilirler. Genç kuşlar da erişkinler gibi gagalarını çarparak ses çıkartırlar.Leylekler kendi aralarında selamlaşma, çiftleşme sonrası ve tehdit etmek için başlarını hızlıca arkaya doğru atarak başlarının tepesiyle sırtlarına değer, yavaşça kafalarıyla boyunlarını öne doğru getirirler ve bunu birkaç kere tekrarlarlar. Üreyen çiftler yazları bölgelerini korumak için bu davranış ile birlikte kuyrukları dikilmiş ve kanatları yanlara uzatılmış şekilde öne doğru eğilme davranışını da sergilerler.
Leylekler çok çeşitli hayvanları avlayarak beslenirler. Yuvalarının 5 km kadar yakınında bulunan otlaklarda ve avlarına daha kolay ulaşabilecekleri bitki örtüsünün kısa olduğu yerlerde avlanmayı tercih ederler. Avlandıkları hayvanlar mevsimine, bölgeye ve avların bulunabilirliğine göre değişiklik gösterir. Sıklıkla aldıkları besinler arasında böcekler, solucanlar, sürüngenler, amfibiler, özellikle Pelophylax kl. esculentus ve bayağı kurbağa, tarla sıçanları, köstebekler ve sivri fareler gibi küçük memeliler sayılabiir. Daha az sıklıkla kuş yumurtaları, yavru kuşlar, balık, yumuşakçalar, kabuklular ve akreplerle de beslenirler. Gündüzleri avlanırlar ve küçük avları bütün olarak yutarlar. Daha büyük avları ise önce öldürür, yutmadan önce parçalarlar.Lastik bantları solucanlarla karıştırıp yutabilirler, bunun sonucunda da sindirim sistemlerinin bloke olması sonucu ölümlerle karşılaşılabilir.
İlkbaharda Letonya’ya dönen leyleklerin Rana arvalis türü kurbağaları avlamak için, bu türün erkeklerinin üreme zamanında toplu olarak çıkardıkları sesten yararlandıkları ortaya çıkarılmıştır.
Üreme dönemi dışında da leyleklerin besin maddeleri benzerdir ancak daha kuru bölgelerden alınırlar.Hindistan’da kışlayan leyleklerin, kara antilopların rahatsız ettiği böcekleri avlamak için bu hayvanları takip ettikleri gözlemlenmiştir. Hindistan’da kışlayan leylekler bazen Ciconia episcopus türü leyleklerle birlikte avlanırlar.Besin hırsızlığı, Hindistan’da bir kızıl tuygun tarafından yakalanan kemirgenin bir leylek tarafından çalınması ile kayda alınmıştır.Ayrıca Polonya’nın bazı bölgelerinde tarla sıçanı arayan leyleklerin çayır tuygunları tarafından rahatsız edildikleri görülmüştür.
Leylekler yakınlarında sulak alanlar bulunan açık tarla arazilerinde ürerler ve ağaçlarda, binaların üzerinde ya da insanlar tarafından özel olarak yapılan platformlarda çalı çırpıdan yapılmış büyük yuvalar yaparlar. Yuvaların derinliği 1 ila 2 m, çapı 0,8 ila 1,5 m ve ağırlığı 60 ila 250 kg arasındadır.Yuvalar küçük koloniler hâlinde kurulur.Leylek yuvaları hayırlı bir alâmet olarak görüldüğü için insanlar tarafından rahatsız edilmediklerinden insanların yaşadığı yerlerin yakınında yuva yaparlar. Avrupa’nın güneyinde kiliselerin, Türkiye’de de camilerin üzerinde yuva yaptıkları görülür. Özellikle yaşlı erkek bireyler her yıl aynı yuvayı kullanır. Baharda erkekler kışlaklardan daha önce döner ve yuvalarını seçer. Daha büyük yuvalar daha çok sayıda yavrunun palazlanmasına izin verdiği için ilgi görür.Çiftlerin değişmesi ve bir önceki yıl yavru yetiştirilememesi gibi nedenlerle yuva değiştirildiği görülür ve genç kuşların üremek için başka yuvalara gitmesi de mümkündür.Bir yuvada birkaç gün kalıp yuva değiştiren farklı sayıda leylek çifti gözlemlenmiştir ancak sebebi bilinmemektedir.
Leyleklerin geniş yuvalarında farklı türde kuşlar da sıklıkla yuvalanır. En sık rastlanan türler bayağı serçe, orman serçesi ve bayağı sığırcıktır. Daha az rastlanan türler bayağı kerkenez, kukumav, gökkuzgun, ak kuyruksallayan, kara kızılkuyruk, küçük karga ve söğüt serçesidir. Leylek çiftleri birbirlerini başlarını geriye doğru atıp ileriye doğru getirerek ve gagalarını çarparak selamlarlar. Dişi yumurtlamadan önce bir ay boyunca çiftler sıklıkla çiftleşir. Yüksek sıklıkta çiftleşme genellikle çift dışı çiftleşme ile ilişkilendirilir ancak leyleklerde bu çok sık görünen bir durum değildir.
Bir leylek çifti yılda bir kez yavru yetiştirir. Dişi tipik olarak dört yumurta yumurtlar ama 1 ila 7 arasında yumurta sayısına da rastlanmıştır. Yumurtalar beyaz renklidir ancak üzerlerini kaplayan glutenimsi madde yüzünden kirli sarımsı bir görünüşe sahiptirler. Yumurtalar 72,58 x 51,86 mm boyutlarında ve 96 ila 129 gram ağırlığındadır. Yumurtanın kabuğu 10,76 gram ağırlığındadır. İlk yumurta yumurtlanır yumurtlanmaz dişi kuluçkaya yatar ve 33 ila 34 gün sonra yavrular yumurtadan sırayla çıkmaya başlar. Yumurtadan ilk çıkan yavru diğerlerine göre avantajlı durumda olur. Bazı türlerde olduğu gibi güçlü yavrular zayıf yavrulara karşı saldırgan olmasa da küçük ve zayıf yavrular bazen ebeveynleri tarafından öldürülür.Bu davranışa, besin kıtlığı olduğunda yavruların sayısını azaltıp kalan yavruların yaşama şansını artırmak için rastlanır. Leylek yavruları birbirine saldırmaz. Ebeveynlerin yüksek miktarda besini bir kerede kusması nedeniyle güçlüler ile zayıflar arasında rekâbet olmaz ve yavru sayısını azaltmak için ebeveynlerin yavrularını öldürmesi daha etkin bir yöntemdir. Ancak bu yönteme çok sık rastlanmaz.
Bahar ayında yavruların yumurtadan çıkma zamanı hava sıcaklığı ve durumu önem taşımaktadır. Serin ve yağmurlu havalar yavru ölümünü artırmakta ve üreme şansını azaltmaktadır.Beklenmedik şekilde yapılan araştırmalar sonucunda en son yumurtadan çıkan yavruların, erişkinliğe eriştikten sonra, kendilerinden önce çıkan yavrulara göre daha çok yavru yetiştirdikleri gözlemlenmiştir. İlk birkaç haftada yavruların vücut ağırlığı hızla artar ve 45 gün içinde 3,4 kg’a ulaşır. Gaganın uzunluğu 50 gün boyunca doğrusal olarak artar. Yavrular, ebeveynlerin yakaladığı solucan ve böceklerin yuvanın tabanına kusulması yoluyla beslenirler. Daha büyük yavrular ebeveynlerinin ağzına beslenmek için uzanabilmektedir. Yavrular yumurtadan çıktıktan 58 ila 64 gün sonra palazlanırlar.
Leylekler genellikle dört yaşında iken üremeye başlarlar ancak en erken iki, en geç yedi yaşında üredikleri kaydedilmiştir. Doğada yaşayan en yaşlı leyleğin İsviçre’de halkalandıktan sonra 39 yıl yaşadığı bilinmektedir. Esaret altında yaşayan kuşlar 35 yıldan fazla yaşamışlardır.
Leylek yuvaları, özellikle daha sıcak olan aylarda kuşlar kışlaklarından döndükten sonra bir dizi eklem bacaklı türüne de yuva olmaktadır. Yıllar boyunca aynı yuvada üreyen leylekler yuvalarını kaplamak için her yıl yeni malzeme getirir ve yuvaların içinde kat kat organik malzeme birikir. Hemvücut sıcaklıkları hem de dışkılar, besin artıkları, tüy ve deri parçaları yuvanın içindeki sıcaklığı düzenleyerek geniş ve çeşitli sayıda akar türünün beslenmesine olanak sağlar. On iki yuva üzerinde yapılan bir çalışmada 34 farklı türe ait 13.352 akara rastlanmıştır. Bunların arasında Macrocheles merdarius, Macrocheles robustulus, Uroobovella pyriformis ve Trichouropoda orbicularis toplanan örneklerin %85’ini oluşturmaktadır. Genellikle Scarabaeidae familyasına ait dışkı yiyen böcekler ve leyleklerin getirdiği gübreler ile yayılan bu akarlar yuva tabanlarında sıklıkla bulunan böcek yumurta ve larvalarıyla ve yuvarlak solucanlarla beslenirler. Parazit akarlara rastlanmamaktadır. Akar popülasyonunun tam etkisi bilinmemektedir, zararlı organizmaları yokettikleri için yararlı da olabilirler, ya da yuvadaki yavrular için zararlı da olabilirler.
Leyleklerin üzerinde dörtten fazla cinse ait tüy akarı türleri bulunabilir. Freyanopterolichus pelargicus ve Pelargolichus didactylus türlerinin de aralarında bulunduğu bu tüy akarları tüylerde büyüyen mantarlarla beslenirler. Tüylerde bulunan mantarlar dış tüylerin keratin maddesiyle ya da tüy yağıyla beslenirler. Colpocephalum zebra türü kuş bitleri kanatlarda, Neophilopterus incompletus türü kuş biti ise vücudun her yerinde görülebilir.
Leylekler de ayrıca çeşitli iç parazitlere de rastlanır. Bunların arasında Toxoplasma gondii ve Giardia cinsi bağırsak parazitleri sayılabilir. Almanya’da Saksonya-Anhalt ve Brandenburg’tan 120 leylek cesedi üzerinde yapılan bir incelemede sekiz tür karaciğer kelebeğine, dört tür şerit solucanınına ve en az üç tür yuvarlak solucana rastlanmıştır. Chaunocephalus ferox türünün karaciğer kelebeği İspanya’da iki rehabilitasyon merkezine kabul edilen birçok kuşta ince bağırsak duvarında lezyonlara neden olduğu belirlenmiş ve kilo kaybının nedeni olarak tespit edilmiştir.
Batı Nil virüsü, sivrisinekler aracılığıyla kuşlar arasında yayılan bir kuş engeksiyonudur. Ekolojisi tam olarak bilinemeyen virüsün yayılmasında göçeden kuşların önemli bir etkisi olduğu görülmektedir. 26 Ağustos 1998 tarihinde yaklaşık 1.200 leylekten oluşan bir sürü güneye yolculukları sırasında rotalarından çıkmak zorunda kalıp İsrail’in güneyinde Eilat’a inmiş ve ilk göç yoluna dönmek için kanat çırparak uçmak zorunda kalan sürüden bazı kuşlar ölmüştür. Ölen on bir genç kuşun beyinlerinde BAtı Nil virüsünün öldürücü bir ırkına rastlanmıştır. İsrail’de test edilen diğer leyleklerin vücutlarında Batı Nil virüsüne karşı antikorlara rastlanmıştır. 2008 yılında Polonya doğal yaşamı koruma barınaklarından birinde üç genç leyleğin virüse maruz kaldıkları tespit edilmiştir ancak ülkede virüsün varlığı henüz tam olarak belirlenememiştir.
Sanayileşme ve tarım yöntemlerinin değişmesi sonucunda leylek popülasyonunun azalması 19. yüzyılda başlamıştır. Doğada yaşayan son leylek Belçika’da 1895’te, İsveç’te 1955’te, İsviçre’de 1950’de ve Hollanda’da 1991’de görülmüştür. Ancak leylek türü birçok bölgeye yeniden sokulmuştur. IUCN tarafından 1988’de neredeyse tehdit altındaki türler arasında sınıflandırıldıktan sonra 1994’ten beri asgari endişe altındaki türler arasında sınıflandırılmaktadır. Leylek aynı zamanda Afrika-Avrasya Göçmen Sukuşları Korunması Sözleşmesi (AEWA) içinde değerlendirilen türlerden biridir. Bu sözleşmeyi kabul eden ülkelerin detaylı eylem planları oluşturarak türlerin korunması için geniş çaplı çalışmalarda bulunmaları gerekmektedir. Sözleşme içinde türlerin ve yaşam alanlarının korunması, insanların türler üzerindeki etkilerinin, araştırma eğitim ve uygulamaların yönetilmesi yeralmaktadır. Değerlendirilen tehditler arasında sulakalanların sürekli olarak azalması, yüksek gerilim hatlarının yarattığı tehlikeler, Afrika’da Schistocerca gregaria türü çekirgelerle mücadelede kullanılan DDT gibi doğayı kirletici maddelerin kullanımı, göç yolları üzerinde ve kışlaklarda yasadışı avlanma gibi konular yer almaktadır.
Orta ve Doğu Avrupa’da üreyen büyük bir leylek popülasyonu bulunmaktadır. 2004-2005 yıllarında yapılan bir sayım sonucunda Polonya’da 52.500 çift, Ukrayna’da 30.000 çift, Beyaz Rusya’da 20.000 çift, Litvanya’da 13.000 çift (dünya üzerinde en yoğun leylek populasyonu bu ülkededir), Letonya’da 10.700 çift, veRusya’da 10.200 çift leyleğin ürediği belirlenmiştir. Romanya’da 5.500 çift ve Macaristan’da 5.300 çift olduğu ve Bulgaristan’da da 4.956 çift leylek bulunduğu tahmin edilmektedir.[112] Almanya’da bulunan 4.482 çiftin çoğu doğu bölgesinde, özellikle Brandenburg ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde görülmüştür (2008 yılında sırasıyla 1296 ve 863 çift).
İspanya’da bulunan 33.217 çift ile Portekiz’de bulunan 7.684 çift dışında Batı ve Güney Avrupa’da bulunan popülasyonlar daha az istikrarlıdır; örneğin Danimarka’da bulunan leylek popülasyonu 2005 yılında yalnızca 3 çifte düşmüştür. Doğu Akdeniz bölgesinde Türkiye’de 6.195 çift ile önemli sayıda leylek bulunurken Yunanistan’da 2.139 çift bulunmaktadır. Batı Avrupa’da koruma tedbirlerine rağmen leylek nadir görülen bir kuş türü olmaya devam etmektedir. 2004 yılında Fransa’da yalnızca 973 çift leylek varken Hollanda’da bu sayı 528 çift idi.
1980’lerin başında, yüzyıllardır leyleklerle bağdaştırılan Ren Vadisinin üst kısmında yalnızca dokuz çift leylek kalmıştır. Alsace ve Lorraine bölgelerinde bulunan Leylekleri Koruma Derneklerinin çabaları sonucunda 2008 yılında bölgede bulunan leylek sayısı 270 çifte çıkarılabilmiştir. Hayvanat bahçelerinde yetiştirilen kuşların tekrar doğaya salınması İtalya, Hollanda ve İsviçre’de leylek sayısının daha da azalmasını engellemiştir. 2008 yılında Ermenistan’da 601 çift, Hollanda’da 700 çift cıvarında leylek bulunmaktaydı. Ayrıca Güney Afrika’da da kışlamak için gelen leyleklerden birkaç çiftinin ürediği bilinmektedir. Polonya’da leyleklerin elektrik hatlarına zarar vermemesi için elektrik direklerinin tepesine platform konulmuş ve bazen yuvalar özel olarak yapılan platformlara taşınmıştır. Hollanda’da hayvanat bahçesinde yetiştirilen kuşların doğaya salınmasının yanı sıra gönüllüler tarafından besleme ve yuva yapma programları da uygulanmıştır.Benzer programlar İsveç’te ve 2000 yılında yalnızca 175 çift leylek olduğu kaydedilen İsviçre’de de devreye alınmıştır. Üreme oranları düşük olduğu ve ek besleme programlarının yarar sağlamaması nedenleriyle İsviçre’de leylek sayısının uzun dönemde azalıp azalmayacağı belirsizdir. Türkiye’de İzmir’de Gediz Deltasında, Bursa’da Uluabat Gölü ve Muğla’da Akyaka’da leylek koruma çalışmaları çeşitli dernekler ve yerel yönetimler tarafından sürdürülmektedir.Karacabey ilçesinin Eskikaraağaç köyünde yürütülen “Uluabat Gölü Leylek Dostu Köyler Projesi” sonucunda 2011 yılında Avrupa’nın 11. “Avrupa Leylek Köyü” seçilmiştir.
Türkçede kullanılan leylek adı Farsça legleg kelimesinden geçmiştir[122]. Farsçada ince (لك لك legleg) sıradan kullanılan isim Arapçada kalın (لقلق laklak) sıradandır ve bu yüzden Arapçadaki ismin Farsçadan geçip geçmediği kesin değildir. Türkçede leyleğin gaga takırtısına verilen laklak ile ona kinaye olarak «çene çalmak, gevezelik yapmak, sesli dedikodu yapmak» anlamında kullanılan laklak etmek deyimindeki laklak kelimesi Arapçadan geçmedir ve «leylek» anlamındadır. Diğer Türk dillerinde de Türkçeden ya da Arapça-Farsçadan geçme alıntı olarak görülür: Azerice leylək; Türkmence leglek; Özbekçe лайлак laylak; Uygurca леглек leglek; Kırgızca илегилек ilegilek, илекилек ilekilek; Kazakça дегелек degelek, ләйлек leylėk, ләйлік leylik; Karakalpakça ләйлек leylėk; Karaçay Balkarca лелек lelek; Karayca leklek; Tatarca ләкләк leklek. Türkçeden Avarca (лакълакъ laḳlaḳ), Arnavutça (lejlek, artikelli hâli: lejleku), Ukraynaca (лелека leleka) gibi komşu dillere geçmiştir. Farsçadan Kürtçe (legleg) ile Zazacaya (leglege) geçmiştir. Türkçede hacı leylek adı da kullanılır ve bu ad Türkçeden olduğu gibi Kafkas dillerinin Dağıstan bölümündeki Lakça (хӀажилаглаг hacilaglag) ile Lezgiceye (гьажилеглег hacilegleg) de geçmiştir. Bazı Türk dillerinde leylek için farklı adlandırma kullanılır: Kırgızca кунас ḳunas; Başkurtça ҡауҙы ḳawźı; Çuvaşça шапа тарçи şapa tarśi; Yakutça Yakutça эһир ehir. Bazı Türk dillerinde leylek anlamında kullanılan adlar (Tuvaca шилен şilen, Şorca ve Teleütçe шӱлен şülen; Altay dillerinin Türkçe haricindeki Tunguz dilleri grubundan Evenkice сили sili, шили şili) aslında balıkçıl anlamındaki adlardan (Hakasça сÿлен sülen, Tatarca челән çėlen) anlam değişmesine uğramıştır. Türkiye Türkçesinde pelikan (Azerice qutan; Moğolca хотон hoton; Macarca gödény) adının alternatifi olarak kullanılan kutan adı da esasen diğer Türk dillerinde (Kırgızca кытан ḳıtan; Kazakça құтан ḳutan; Karakalpakça қутан ḳutan; Özbekçe қўтон qo`ton; Yakutça кутан kutan) balıkçıl (Ardeidae türleri) anlamındadır. Kazakçada kara leylek için “kara balıkçıl” anlamında қара құтан ḳara ḳutan adı da kullanılır. Altay dillerinin Moğol dilleri grubundan Moğolca (өрөвтас örövtas) ile Kalmukça (өрг örg, ханчлд hançld) farklı bir adlandırma kullanır.
Latince “leylek” anlamına gelen cǐcōnia kelimesi Horace ve Ovid’in eserlerinden itibaren kaydedilmiştir. Bilimsel adının da geldiği Latince’den Fransızcaya cigogne, İspanyolcaya cigüeña, Portekizceye cegonha, İtalyanca’ya cicogna olarak geçmiştir. Halk etimolojisine göre Almanca storch kelimesi çarmıha gerilmesi sırasında İsa’ya merhamet duyan bir leyleğin “Starke ihn!” (“ona güç ver”) diye attığı çığlıktan gelmektedir. Aslında leyleğin dik yürümesi ile bağlantılı olarak *sturk-, *sterk- köklerinden gelen Tötonca sturkaz kelimesinden İngilizce, Danca, Norveççe, İsveççeye stork, Almanca’ya storch olarak geçmiştir.Felemenkçe leylek kelimesi ise Almanca “ruhların taşıyıcısı” anlamına gelen odebaar kelimesinden türeyen ooievaar’dır.
İbranice leylek sözcüğü “bağışlayıcı” ve “nazik” anlamına gelen חסד (hesed) kelimesinden türeyen חסידה (hasida) kelimesidir.
Büyüklüğü, haşereleri avlaması ve insana yakın, binaların üzerlerinde yuva kurması nedeniyle leylek insan kültürü ve folklorunda çok önemli bir yer tutmaktadır. Antik Mısır’da ruh ya da Ba ile bağdaştırılmış ve hiyeroglifi olarak kullanılmıştır. Bir inanışa göre leyleklerin birbirlerine yardım etmesi nedeniyle İbranice leylek sözcüğü “bağışlayıcı” ve “nazik” anlamına gelen חסד (hesed) kelimesinden türeyen חסידה (hasida) kelimesidir. Yunan ve Roma mitolojisi leylekleri ebeveynlere sadakat modeli olarak çizer, leyleklerin yaşlanınca ölmediğine ama adalara uçup insan şekline büründüğüne inanılırdı. Ezop Masalları’nın ikisinde leylek de yer alır: Tilki ile Leylek ve Çiftci ile Leylek[130] Aynı zamanda leyleklerin yaşlanmış ebeveynlerine baktığına, onları beslediklerine hatta taşıdıklarına inanılmaktaydı. Çocuk kitaplarında leylekler anne babaya gösterilen saygının simgesi olarak kullanılmıştır. Antik Yunanca leylek anlamına gelen πελαργός (pelargos) kelimesinden türeyen ve Pelargonia adı verilen Antik Yunan yasasına göre yurttaşlar yaşlanmış ebeveynlerine bakmakla yükümlüydüler. Antik Yunanlarda leylek öldürmek ölümle cezalandırılabiliyordu. Antik Tesalya’da yılanları avladığı için korunduğu ve Virgil’in “beyaz kuş”u olduğu düşünülmektedir. Virgil “beyaz kuş”un baharda geri gelmesinin çiftçilere bağlarda asmaları dikme zamanının geldiği uyarısı olduğunu yazar.
Müslümanlar her yıl göç eden leyleklerin hac için gidilen Mekke’den geçmesi nedeniyle bu kuşlara saygıyla bakardı. Anadolu’da bu nedenle leyleklere “hacı leylek” ve “hacı baba” da denir. Leyleklerin göçü ile ilgili ilk çalışmalar Avrupa’da gövdelerinde Afrika ok başı bulunan ve Almanca Pfeilstorch (ok leylekleri) adı verilen leyleklerin bulunmasıyla başlamıştır. Bu leyleklerin en bilinen örneği 1822 yazında Almanya’nın Mecklenburg bölgesindeki Klütz şehrinde bulunan ve içi doldurularak saklanan leylektir. Leyleğin boynunda işlemeli bir Afrika oku bulunur ve günümüzde Rostock Üniversitesi’ndedir.
Leylekler rahatsız edilmedikleri sürece insanlardan çekinmez ve genellikle binaların üzerine yuva yaparlar. Almanya’da bir evin üzerinde leylek yuvası olmasının evi yangına karşı koruduğuna inanılırdı. Ayrıca leyleklerin ruhlarının insan olduğuna inanıldığı için de korunurlardı. Almanlar ve Hollandalılar iyi şans getirmesi için bazen damlarının üzerine platformlar yaparak leyleklerin yuva yapmasını sağlamaya çalışırdı. Lehler, Litvanyalılar ve Ukraynalılar leyleklerin üzerinde yuva yaptığı evlerde yaşayan ailelere ahenk getirdiğine inanırlardı. Anadolu’da leyleği havada görmenin o yıl içinde çok gezileceğine ve evinin çatısına leylek konanların da yakın zamanda ev sahibi olacağına inanılır.
Leylek görsel sanatlarda çok rağbet gören bir motiftir. Yaklaşık 60’dan fazla ülke tarafından 120’den fazla posta pulu üzerinde motif olarak kullanılmıştır. Litvanya’nın ulusal kuşudur. Beyaz Rusya’nın ve Fransa’nın Alsace bölgesinin sembolüdür. Hanover’de yapılan Expo 2000’nde Polonya’nın maskotu leylek idi. 19. yüzyılda leyleklerin yalnızca cumhuriyet ile yönetilen ülkelerde yaşadığı düşünülürdü. Leylek hanedan armacılığında da bazen gagasında bir yılan tutarken resmedilmiş şekilde sıklıkla rastlanır. Venedik’li Cicogna ailesinin ve Hollanda’nın Lahey kentinin armalarında leylek bulunur.
Avrupa folkloruna göre leylekler yenidoğanları ebeveynlerine getirir. Çok eski olan bu söylence 19. yüzyılda Hans Christian Andersen’in Leylekler adlı masalıyla popüler hâle gelmiştir. Alman folkloruna göre leylekler bebekleri mağaralarda ya da bataklıklarda bulduktan sonra ya sırtlarında taşıdıkları ya da gagalarında tuttukları bir sepetle evlerine getirir. Bu mağaralarda adebarsteine (leylek taşları) bulunurdu. Leylekler bebeği ya annelerine verir ya da bacadan içeri bırakırlardı. Çocuğu olmasını isteyenler pencere pervazlarına leylekler için şekerlemeler bırakırdı. Avrupa’dan yayılan bu inanış Filipinler’den Güney Amerika’ya kadar dünya üzerine yayılmıştır.
Slav mitolojisi ve dininde leyleklerin doğmamış ruhları baharları ve yazları İriy’den dünyaya taşıdıklarına inanılırdı. Bu inanış birçok Slav ülkesinin modern halk kültüründe “çocukları dünyaya leyleklerin getirdiği” çocuk masalında süregelmektedir.Slavlar tarafından leyleklerin iyi şans getirdiğine ve bir leylek öldürmenin kötü şans getireceğine inanılır.Leylek yuvalarının sayısı ile doğumlar arasındaki aldatıcı ilişkiyi gösteren uzun süreli bir araştırma temel istatistik eğitiminde korelasyonun nedenselliği belirtmediğini belirtmek için bir örnek olarak kullanılmaktadır.Bebeklerin getirilmesi ile ilgili söylenceler tarih boyunca değişik şekillerde ortaya çıkmıştır. ABD’de Afroamerikan kölelerin çocuklarına bazen beyaz çocukların leylekler tarafından getirildiği, siyah çocukların da akbabaların yumurtalarından doğduğu söylenirdi.
Psikanalist Marvin Margolis, yenidoğanları leyleklerin getirdiği söylencesinin çok eskiden beridir hâlâ kullanılmasının psikolojik bir gereksinime cevap vermesine bağlamaktadır. Çocuklarla cinselliği ve doğum olayını konuşmanın getirdiği rahatsızlık duygusunun bu söylenceyle giderilebildiğini belirtmektedir. Kuşlar çok uzun zamandan beri, Juno gibi pagan tanrıçalardan Kutsal Ruh’a kadar analık sembolleriyle ilişkilendirilmiştir. Leyleğin saflığı temsil eden beyaz rengi, bebekleri taşıyabilecek kadar büyük olan cüssesi ve Cennet ile Dünya arasında uçuşu temsil edebilecek kadar yüksekten uçabilmesi nedeniyle seçilmiş olabileceğini önermektedir. Söylence ile çocuğun iç dünyası arasındaki bağlantılar Sigmund Freud ve Carl Jung tarafından ele alınmıştır. Hatta Jung kızkardeşinin doğumu sırasında aynı öykünün kendisine de anlatıldığını hatırlamaktadır.Yenidoğanlarla leylekler arasında olan geleneksel bağ günümüzde de reklam sektöründe kullanılmaktadır.
Folklorda leyleğin olumsuz olarak da görüldüğü durumlar bulunmaktadır. Örneğin bir Polonya masalında Tanrı’nın leyleğin tüylerini nasıl beyaz yaptığı ve sonra Şeytan’ın leyleğe siyah kanatları verdiği ve leyleğin hem iyi hem de kötü dürtülere sahip olduğu anlatılır. Almanya’da sakat ya da ölü doğmuş bebekler de leyleklerle ilişkilendirilir ve leyleğin yolda gelirken bebeği düşürdüğü ya da eskiden yapılmış bir kötülüğü cezalandırdığı düşünülür. Doğum döneminde yatakta kalmak zorunda kalan annenin leylek tarafından “ısırıldığı” söylenir. Danimarka’da leyleklerin bir yıl yavrularından birini diğer yıl da yumurtalarından birini yuvadan attığı söylenir. İngiltere’de Orta Çağ’da leylekler muhtemelen kur ritüellerinden kaynaklanan bir anlayışla zina ile ilişkilendirilirlerdi. Tüylerini temizlemeleri ve duruşları kendini beğenmişlikle bağlantılı görülürdü.

KAYNAK : Vikipedi, özgür ansiklopedi

Kategori

leylek-cift copy
leylek-çayır copy